Maddenin Yaratılışı

Evet sevgili dostlar, düşünen, araştıran, okuyan ama tam olarak aydınlanamayan binlerce insanın çektiği bu sıkıntının ve kaosun yani bilinemezliğin sırrını anlamak için yine tasavvufa ve kuantuma başvurmamız gerek. YOKTAN VARLIĞA ÇIKAN EVREN (yani yaratılış, maddi form kazanma) NURANİ/İLAHİ DALGALARDAN ÜRETİLEN; BİR BİRİNE DÖNEŞEBİLEN GERÇEK VEYA HAYALİ/SEZİLGEN TANECEKLERDEN YARATILMIŞTIR.

Hayali/sezilgen taneciklerin ortak adı BOZON’dur. Bozan foton,graviton, gluon gibi örneklere ayrılabilir. Bunların bir kısmı dalga dediğimiz varsayımsal taneciklerdir. (zira maddi bir forma sahip değillerdir henüz) uzayda hacim kazanmamışlardır. Bunlardan (foton/ ışık olanlar ise hacimsiz oldukları halde görülerek algılanabilirler. Bunların özelliği bir birine dokunmadan bir birinin içinden geçebilmeleridir ve aynı yerde etkileşmeden bulunabilmeleridir.

FERMİYON olarak bilenen gerçek maddeler ise; atom altındaki kuarklar, leptonlar, hedronlar,baryonlar , hiperonlar ve mezonlardır. Biz insan varlıkların kendilerimizi cisimsel olarak algılamamızın nedeni bu türden bir yapıya sahip olmamızdır. Gerçek maddelerle, halayi/sezilgen maddeliri bir birinden ayıran özellikleri ise SPIN denilen dönüşlerindeki farktır. Değerli dostlar bunlar kuantum fiziğinin ve modern fiziğin müştereken kabul görmüş bilimsel yaklaşımlarıdır. Bu çok derin ve yorucu bir konu burada keserek tasavvufi anlamda yeniden NUR’un kudretiyle yaradılışı ele alacağım.

Sevgili Arkadaşlar, demekki taneciklerin dönüşleri (spinleri) uzaya/gerçeğe çıkmalarına, uzayda hacim yer işgal etmelerine yani bizim anladığımız ölçüde VAR-lık alemine daha da açık ifade ile YARATILMAYA başlıyor. Yaratılım kuantumal anlamda böyle gerçekleşiyor. Bizim ısrarla sıfır noktası dediğimiz HERŞEYİN OLDUĞU HİÇBİR ŞEY işte tam budur. Önce hayalsin, sonra gerçek. Yine Hz. Mevlana asırlar önce şöyle diyor. BU EVREN YÖNÜ OLMAYAN MEKANSIZLIK ÂLEMİNDEN GELMİŞ, BU EVRENE MEKANSIZLIK ÂLEMİNDEN BİR MEKAN VERİLMİŞTİR.

Mekansızlık aleminden gelen fermiyon türü taneciklerden yapılan maddeler, uzaydaki yerlerini başka maddelerle paylaşmazlar. Buna fizikte “ pauli dışarılama ilkesi” denir. Ancak sezilgen/hayali maddelerden oluşan maddeler birbirinin içinden geçebilir örneğin ışık. Şunu unutmamalıyız maddenin aslı vücutsuz enerji dalgası olan IŞIK’TIR(FOTON) Evet şimdi sıkı durun can dostlar. Asıl bilmemiz gereken ve tüm sırların düğününü çözecek olan şeyde budur işte “ YARATAN BU EVRENİ KÜTLESİ SIFIR OLAN SANİYEDE 300 BİN KM. HIZLA GİDEN IŞIK HIZINA GÖRE DİZAYN ETMİŞ/YARATMIŞTIR. İşte tasavvuf buna NURLARIN NURU diyor. Kuran-ı kerim Nur suresi 35. te “ ALLAH GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR” diyor. Bende naçizane araştırmalarım ve binlerce kaynaktan yaptığım çalışmalarda inandım ki MADDESİZ ENERJİNİN KAYNAĞI NURDUR. MADDE OLARAK BİLDİĞİMİZ FERMİYOR TÜRÜ OLUŞUM NURUN BİR GÖLGESİNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.

Bu paragraflar bu konuda daha önceki bir yazımdan alıntıdır. Bütün bunlardan matrix’i tam sıfır noktasında/saf farkındalıkta yani HERŞEYİN OLDUĞU HİÇBİRŞEY de aramak gerek. Buda yukarıdaki tespitlere göre; hayali/sezilgen yani BOZON’ dur. Yokluktan varlığa çıkışta matrix’e giriş yapılabilmektedir.

İkinci sorunun cevabına gelince; Belirsizlik ilkesi bildiğiniz gibi kuantum fiziğinin temel ilkelerinden biridir. An’ı yaşamakla şimdi’de olmakla bir ilgisi yoktur. An’ı yaşamak Şimdi’de olmak çok başka bir kuantumal seviyedir. Bu seviye uzun pratiklerle elde edilebilen bir yaşam biçimidir. Her şey şimdidedir ve şimdi tabii an’dır ve insanı kamil-e giden yolun en yüksek farkındalık halidir.

Umarım yeterince aydınlatıcı olmuştur.

Sevgi, huzur ve ışıkla…

3 Yorumlar on Maddenin Yaratılışı

  1. hanife yılmaz // 19 Şubat 2018 at 11:49 // Cevapla

    sevgili hocam
    öncelikle eğitim aldığım sıfır noktası enerjı matrix ile bizi bulusturduğunuz için size ve yaradana sonsuz şükürler olsun Allah sizden razı olsun.

    Bildiğim kadarıyla farklı frekanslarda olduğumuz için insanlarla iletişim kuramıyoruz sürekli çatışma halinde oluyoruz yada bizi anlamıyorlar diye düşünüyoruz bundan dolayı frekansımızı yükseltmek için ne gibi çalışmalar yapabiliriz
    bu konuda yardımcı olabilirseniz seviniriz.

    • Ey can…,

      Bil ki, senin gibi düşünmeyişim, “seni sevmiyorum ve senin düşmanınım.” anlamına gelmiyor. Aslında ben, seni benim gibi düşünmediğin için daha çok seviyorum. Zira sen benim karanlıklarımı aydınlatıyor, çirkinliklerimi gösteriyor ve farkı fark etmeme vesile oluyorsun. Düşünebiliyor musun tüm insanlık aynı şekilde düşünse, aynı işleri/eylemleri yapsa ne olur? O zaman KUTSAL DENGEYİ sağlayacak FARK olmaz. Kâinatın yaratılış şifresi olan ve asla değişmez/değiştirilemez bir fizik kuralı sayılan ve kutsal kitabımız kuran-ı kerimde Zariyat suresi 49. Ayette “Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne)”.

      Ve Biz, her şeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz. Diyerek, yaratıcının kendi ilmi ile halk ettiği. Bizim cüzi irademizle tam olarak idrak edemeyeceğimiz ve rabbimizin HAK esmasının tecelligahı olan hakikat idrakinin İLAHİ FARKINDALIĞI ifade edilmektedir.

      Çoğumuzun farkında olmadığımız bu muazzam ilahi nizam (zıtlık) Âdemoğlunun dünyada var olduğu andan itibaren ona verilen nefs ve enaniyet yüzünden hep büyük bir sorun olarak algılanarak, ruhsal tekâmülünün önünde en büyük engellerden biri olmuştur. Oysa tasavvuf/kuantum penceresinden bakıldığında yukarıdaki ayetin hakikati tecelli etmektedir.

      Nasip olursa üzerinde çalıştığımız kitabımızın ana temalarından birini oluşturacak olan KUTSAL DENGE aslında yüce yaratıcının kendi ilmi ile yarattığı varlık âleminin biğ-beng den KÜN FEYEKÜN den başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan VARLIK SERÜVENİNİ İLAHİ FARKINDALIK, SNE. Matrix açısından nasıl anlaşıldığını anlatmaya çalışacağız. İLAHİ FARKINDALIĞIN bu zaviyesinden bakabilmek için kesretten kurtulup, vahdete ulaşmak gerek. Hakikat odur vahdetin ufkunu kesretten görmek imkânsızdır. Zira kesret tuzak, vahdet Özgürlük/kurtuluştur. Kesret sorun, vahdet çözümdür. Kısacası kesret azap, vahdet azaddır.

      Niyazımız odur ki rabbimiz bize zıtlıklarımızın zenginliklerini ve aydınlıklarını FARKT ETMEYİ nasip etsin. Kesret tuzaklarından BİR ve BERABER OL manın doyumsuz hazzını yaşatacak olan VAHDET/ TEVHİD idrakini nasip etsin.

      • KUTSAL DENGE

        Merhaba Sevgili dostlarım, Sevgili Tuba’nın sorusunu cevaplamaya çalışırken izninizle bu konuyu biraz daha geniş tutarak İLAHİ FARKINDALIK SNE. Matrix açısından değerlendirmeye çalışacağım. Bilindiği gibi tasavvufi bir terminoloji olan KUTSAL DENGE, VAHDET-KESRET, HİÇLİK gibi kavramlar çoğunlukla aynı kelimelerle izah edilse de bazen başka kelimelerle de aslında henüz adı bile konulmamış, geleceğin bilim dallarının zeminini teşkil eden KUANTUM tabanlı yüksek bilinç boyutlarının izahından başka bir şey değildir. Biz bütün bu aydınlanma hallerine İLAHİ AFARKINDALIK diyoruz. Yani her zaman iddia ettiğimiz gibi aslında kuantum ve tasavvuf aynı şeyleri değişik dillerde izah ediyorlar. Yine her fırsatta özellikle izah etmeye çalıştığım gibi biz toplum olarak cahilce bir önyargı ile tasavvufu taassupla karıştırdığımız için tasavvufa karşı zihinsel bir karşıtlığımız mevcuttur.
        Bundan önceki yazımın da temelini bu karşıtlık (zıtlık) üzerine kurmuş, sonra da vahdet ve kesret konusundaki düşüncelerimi ifade etmiştim. Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim’de birçok ayette ifade edilen (Her şey zıttı ile kaimdir.) ifadesinin insan nefsine uygun düşmemesi, insanlığın var oluşundan bu güne kadar tekâmülünün en büyük sınavı olmuş, bütün savaşlar bu yüzden çıkmıştır. Oysa mutasavvıflar ve yüksek bilinç seviyesine ulaşmış, aydınlanmış insanlar bu KUTSAL DENGENİN farkında olmuşlar ve asılar önce bu HAKİKATİ haykırmışlar, bu farkındalıklarını bazen de canları ile ödemişlerdir.
        Yazımızın son bölümünde insanları bu halin aslında KESRETDEN kurtulup, VAHDET’ e ulaşamadığımızdan gerçekleştiğini anlatmaya çalışmıştım. Sevgili Tuba’nın sorusuna Aysel hanımın kısaca verdiği cevapta oluğu gibi Kesret (çokluk) Vahdet (teklik) bu kelimeleri hemen hemen hepimiz biliriz ancak idrak etmekte bazı sorunlar yaşarız. Neden mi? Zihinsel tuzaklardan dolayı. Zira zihin-ego ve nefs üçlü imparatoru bizi kesrette tutmak için elinden geleni yapar. Oysa kesretten çıkmadıkça yani (terk etmedikçe) vahdeti anlamak, idrak etmek ve o doyumsuz özgürlüğü ve BİR liğin muhteşem hazzını, huzurunu ve tarifsiz gücünü idrak etmemiz mümkün değildir. Kesreti tam olarak izah edebilecek en net ve kesin bir cümle nedir derseniz “PARÇALANMIŞ BİR RUH HALİ” diye bir cevap verilebilir. Kesret hali insana bir ömür boyunca yaşadığı kocaman ormanın cümle güzelliğinden uzak tutarak, bir süre sonra çürüyüp gidecek bir yaprağa bağlamasıdır.
        Bu konuda tüm dünyada birçok akım mevcuttur. Bunlar kendi inanç ve meşreplerine göre değişik yol ve yöntemlerle aslında asırlar önce Hz. Mevlana’ nın, Hacı Bektaş-i Velinin, Derviş Yunusun tüm insanlığa haykırdıkları o kutlu ruhsal barışı aramaktadırlar.
        Sonsuz sevgiler.

Yorum Yap veya Soru Sor

e-mail adres will not be published.


*