…DEDİ Kİ, BENİM ADIM HUZUR…

 

…DEDİ Kİ, BENİM ADIM HUZUR…
Onu “Az çok” hepimiz tanırız. Bazılarımız daha yakından, daha sıcak, bazılarımızda daha uzak ve daha soğuk buluruz. Oysa o her şeye rağmen bizlere/sizlere kendimizi iyi hissettirmek için hep vardır. O olmasa hayatımız zihin-ego ve nefs üçlü imparatorunun zulmü altında esaret ve azap içinde dayanılmaz acılarla geçecektir. Ben bu gün onunla daha yakından adeta yüz yüze görüşüp, tanıştım. Meğer onu bende tam olarak tanımıyormuşum. Biraz senli benli hasbihal ettik. Adı Huzurmuş…Yani Hû…Zuhur… un biraz kısaltılmışı “Huzur”. Ben nedense (!) böyle telaffuz ettim. Zira kendisi tamda bu anlamı ifade ediyordu.
Yorucu birazda yıpratıcı bir eğitimin ardından, bilindik uğurlama seremonisinden sonra her zaman yaptığım gibi fakirhanemdeki köşemde rabbime şükredip, secde ettim. Nedenini bilmediğim bir şekilde şükür listem bu sefer çok uzundu. Şükürler olsun…. Öncelikle Elli yedi yıl önce tam da bu günlere denk gelen bir AN da bu dünyaya gözlerimi açtığımda ne kadar aciz, güçsüz, çaresiz, muhtaç ve yetersiz olduğumu düşünüp, beni nimetleri ile rızıklandıran, adandığım AŞKININ tüm hüvelerini cömertçe kalbime yükleyen sonsuz kerem sahibi rabbime tüm hücrelerimle hamd ettim. Sonra üzerimde hakları olan önce anne-babam olmak üzere bana beni tanıtıp öğretenlere, herkese teşekkür edip, ruhlarına dualar ettim. Tam sağ elimi timüs yuvasına vurarak Hû…. diyordum ki o nu karşımda buldum. Aman Allah’ım bu ne güzellik, bu he zarafet… Onu ilk hissedişimde zihnim ve nefsim kendi hükümlerince dünyalık bir şeye benzetip, beni aldatarak bir huri olabileceğine ikna etmeye yeltendiler. Böyle bir ruh hali ile ona dedim ki.
– Ey ruhumun aşkı benim tüm varlığıma hükmettin ama seni tam olarak bilmiyorum kimsin? Diye sorunca…
Edebinden, mahcubiyetinden, nezaket ve zarafetinden gözlerini gözlerimden sakınarak
– Benim adım Huzur dedi. Ama beni dünya ölçüleri ile bir “Şey” e benzetme sakın diye de uyardı.
– Ya hû dedim, sanki sen benim azap çeken ruhumun ilacısın, neden her daim benimle değilsin? … Bir müddet sustu… sonra…,
– Onu vicdanına sor, vicdanın azap çektiği bir sinede ben olamam. Senin sahiplerin (ego,nefs ve zihin) beni senden uzak tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar dedi. Bu sefer ben çok utandım….O ise kendisine çok uymasa da “celal” makamından devam etti.
– Biz, HAKKIN nuru feyzinden halk edip, rahman ve rahim katından sizlere sunduğu beşkardeşiz. En küçüğümüz KOŞULSUZ/ŞARTSIZ SEVGİ, ondan sonrası HOŞGÖRÜ/TEVAZU, üçüncüsü MERHAMET, dördüncüsü VİCDAN ve sonrada ben geliyorum. Diğer kardeşlerim olmadan ben olamıyorum. Rabbin hikmeti ile biz bir birimize bağlıyız, Diğer dört kardeşim varsa son olarak bende gelirim. İşte bu yüzden seninle olmam için öncelikle diğer dördünü de kabul edip, hayatına alman gerekir. Onları tüm varlığınla özümseyip, benimsemen ve hakkı, hakikati ile yaşaman gerek. Oysa sen maalesef bütün bunlardan bihabersin.( Zihin, ego ve nefs imparatorluğunu kastederek) sahiplerinin emrince, onların işine geldiği gibi davranıyorsun. Çoğu zaman hiçbirimizi gözün görmüyor. “BEN” diyor da başka bir şey demiyorsun. Sana emek ve değer verenleri, hatta nefes ve rızık vereni bile unutuyor, hepsini bir kalemde silebiliyor o burnu büyük nefsinin emrine uyarak nankörlük ediyorsun.
Bu son kelime “Nankör” nefsime ve egoma çok ağır gelmişti. Zihnimin de provokasyonu ile biraz önce cemaline doyamadığım o tarifsiz güzellik bir anda çirkinleşmiş, hatta gözüme düşman gözükmüştü. Ama bu yaşıma kadar hiç yaşamadığım bu güzelliği kaybetmemek için dişimi sıkıp, sesimi çıkarmadım. Sonra , “kutsal kalbim” düşün dedi… Biraz düşün…. Düşününce şöyle geriye doğru gittiğimde….
Hatırladığım birçok şey, gerçekten vicdanımı yeniden acıttı… Her ne kadar dillendirmeseler de kapıma gelip de “medet” diyen canlara duyarsızlığımı, onlara yaşattığım hayal kırıklığını hatırladım. Bana emek ve değer veren birçok cana hak ettikleri değeri ve önemi veremediğimi buldum. En son olarak ta aracımla bir ışıkta durduğumda, küçük, esmer birazda kirli bir elin yarı açık camdan içeri uzanarak sönük gözleri ile yalvarırcasına baktığını hatırladım. Nefsime uyup, kibre kapılıp, öfkeye yenik düştüğüm birçok hadise kalbime zuhur etti. Daha başka birçok şey çıban gibi vicdanımın üstünü kapatmıştı. Bir an içimden derin bir Ah çekip ağlamak geldi. Ona yalvararak bu AN dan sonra daha da dikkatli olacağımı ifade ederek ,
– Ya hû her şeye rağmen benim olsan, benimle kalsan. Deyince, “Olmaz” anlamında başını sallayıp,
– Ben yaratanın sizin üzerindeki nazarıyım. Dedi. Seni izler, uygun olduğunda sinendeki yerime gelir; rabbimin sana uygun gördüğü esma ile can evinde titreşirim. Diye devam etti.
– Ya Hû Her daim benimle olman, benim olman için ne yapmam gerek diye sorunca…,
– Anlattıklarımdan başka asıl olan “Terk etmelisin”. Dedi.
– Neyi? Nasıl? Dedim,
– Önce BEN’İ sonra SEN’i ve her şeyi sahibine bırakıp aradan çekilmen gerek. Dedi

Kafam iyice karışmıştı ki içimdekiler konuşmaya başladı. Zihin “sustur şunu bu bir hayal ürünü oysa gerçek çok acı, dünyada koşulsuz bir sevgi olamaz, merhametten maraz doğar, hoşgörü tavizdir verdikçe hep daha çoğu istenir, acırsan acınacak duruma düşersin. vicdan karın doyurmaz.” Dedi. Ego Bu seni kandırıyor, asıl olan SENSİN, SEN HERŞEYSİN, HERŞEY DE SENSİN” diyerek hakimiyetini hissettirdi, Nefs de, Sen bu hayali şeylere aldanıp da gerçeklerden uzaklaşma, senin gerçeğinse sadece BENİM bana takıl, keyfine bak, fütursuzca yaşamanın tadını çıkar diye telkinler verirken o çok sevgili Huzur’un gitmek için toparlandığını fark ettim. Gitmemesi için yalvar yakar olunca,

– Bu kargaşada, bu kadar gürültüde bana yer yok. Zira ben saf bir inancı, sarsılmaz bir itikadı ve tertemiz NİYETİ ararım. Bunların olduğu yerde bu türden gürültüler, şamatalar ve kargaşalar zaten olmaz. Dedi. Sonra devam etti.
– Ama umutsuz olma, senin sinende daim olarak kalmamı istersen bu sohbetimizi unutma. Ben senden uzakta değilim, ola ki bir gün kesretten vahdete ulaşır da pirinin hissiyatı ile tüm hücrelerinle “LA MEVCUDA İLLALLAH” diyebilir, iyi-kötü, günah-sevap, hayır-şer, illüzyonlarından kurtularak her şeyin “O” “O” nun her şey olduğunu, asılında her şeyin hiçbir şeye tekabül ettiğini ve elde kalanın 0 olduğunu idrak edip, sinene vurarak gerçekten HAYYY zikredebilirsen, o vakit sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz, belki de sana Hızır’ın sırrını bile verebilirim dedi.
“O”nun adı HURUZ muş. Meğer HUZUR “O” nun adı imiş. HÛ…ZUHUR…

18 Yorumlar on …DEDİ Kİ, BENİM ADIM HUZUR…

  1. İrfan Gölükcü // 20 Nisan 2017 at 20:10 // Cevapla

    Bayram Hocam;

    Yazınızda içe doğru yolculuğunuzda Muhteşem bir tefekkür ufkunda seyahat ederek, HİÇ’lik okyonusunda VAR’lık sırrının ne kadar önemli olduğunu hissettirdiniz.

    Mevlana Hz’lerinin “Hiçliğini kabul etmedikçe hiçlikten kurtulamazsın.” sözü de sizin ifadelerinizle tam örtüşüyor.

    HUZUR’un en önemli bir yönü de sürekli ALLAH’ın HUZUR’unda olduğunun FARKINDA OLmak’tan geçtiğini tefekkür etmiş oldum.

    Teşekkürler.

  2. Ayşegül çalapkulu // 21 Nisan 2017 at 00:12 // Cevapla

    Kaleminize yüreğinize sağlık hocam o kadar güzel anlatmışsınızki

  3. Bugünkü yazınızı okumaya başladığımda dikkatim birden artmaya başladı. Sessiz okuyorum ama dudaklarım titriyor. Günün bütün konuları kayboldu. Kalbimdeki heyecanı ve gözlerimdeki ıslaklığı hissettim. Her okuduğum cümlenin içinde geçen hû, ruh, hâk ve huzur kelimeleri damlalara dönüştü. Kalbim sevinçten titreyen çocuk gibi içimde gülümsüyor. Oysa parlayan gözlerim ağlıyordu. Sen nelere kadirsin huzur’un hû’su.
    Yazınızı okuduktan sonra dökülenler Bayram hocam. Teşekkürler.

  4. ARZU AKASLAN // 21 Nisan 2017 at 18:23 // Cevapla

    hocam harika muhteşem olmuş

  5. Remziye demirci // 21 Nisan 2017 at 22:00 // Cevapla

    Hocam ben bu farkındalık farkındalığını yaşamaya başladım özellikle namaz kılısim dualarım deyisdi ve artık hissediyorum dualarım artık kendiliğinden dökülüyor ve dua ederken gözyaşlarimi tutamiyorum namazlarımızı suhuile kılıyoruz özellikle AN da olmayı ve yaşamayı sayenizde öğrendik binlerce teşekkür remziye ve murat

  6. Hocam ne güzel anlatmışsınız HUZUR da olmayı…Rabbim bizlerede nasip etsin inşallah.Dünya mıknatısına öyle kapılmışız ki siz FARKINDA olun dedikçe bizlerin gözündeki perdeler FARKINDA OLmayı bile nasip etmiyor.Egomuzun esiri olup HAYYY diyemiyoruz.Çok şükür Sıfır Noktası Enerjisi nasip oldu elimizde anahtarımız var ama kullanmayı bilmiyoruz.

  7. Rabbimin çok şükür bizlere nasip ettiği bu değerli anahtarı Sıfır Noktası Enerjisini HUZUR da olmak için HUZURA kabul edilmek için kullanmayı tam olarak anlayamamışız ayağımızdaki prangaları kırmak için bir kez daha bize anlatırmısınız…çok teşşekürler hocam

  8. Sevgili Hocam, kalbinizden elinize, elinizden kaleminize akan bu canli, yasayan sözcükler hepimizde farklı duygular hissiyatlar uyandırdı. Her bir zerremin yeniden canlandığını hissettim. Ki bu yazıyı okuyup da kendinden bir sey bulamayacak bir yolcunun olmayacagını düşünüyorum. Evet hepimiz yolcuyuz..Huzur’a kavusma Huzur’u bulma yolcularıyız. Bu yolculuk hem çok çetin hem de çok kolay. Dileğim Rabbimin bizleri kolay yollardan gecirmesi Huzur’a varma yolculugunda…
    Farkında olmamıza ışık tutan bu yazınızdan kendimce anladığım ;
    Şartsız/Koşulsuz Sevgi “O”
    Hosgörü/Tevazu. “O”
    Merhamet. “O”
    Vicdan. “O” ve
    Huzur. “O”…
    Bes kardesle BİR OLmak BİRlikte OLmak…
    Bu bes basamagi cikmak ve çıkarken çok kaygan olan bu zeminlerde ( sizin hep dediğiniz gibi ) kaymadan emin adımlarla ilerlemek için Saf İnanç, Sarsılmaz İtikat ve Tertemiz Niyet gerekli yazınızda belirttiğiniz gibi..sanırım bu konuda da bizlerin uzun bir zaman daha rehberliğinize ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum 🙂
    Buraya kadarını anlamış gibi hissetsemde şöyle bir soru sormak istiyorum Hocam; Bu manevi seferimizde cok guzel ilerlerken ayagımız kayıp tökezlediğimizde ya da düştüğümüzde ne yapmalı ne düşünmeliyiz ?
    Her şey için çok tesekkur ediyorum Ve bu NUR’un hepimizin üzerinde daim olmasını ve büyümesini diliyorum..
    Allah razı olsun sizden Hocam..

  9. Hocam, HUZUR da OLmanın kalbinizde atisini hissetmeniz ve tum yureginizle bizlere de dunya! degerleri disinda neye onem ve deger vermemiz gerektigini anlamamiz icin yazdiklariniz cok derin ve sarsıcı.
    Sıfır Noktası Enerjisi İLAHi OLana ulasmak icin ve gercekten BİR OLup Sevgi,Hosgoru,vicdan ve merhamet ile HÛZUR a kabul edilmek icin yolumuz HAKK.
    Uykuda Uyaniklikta HÛ ile Yaradani zikredenlerden OLmak.
    Zihim ego nefsin tuzaklarina dusmemek ve
    Yuce Rabbimize ulasabilmek icin yolumuza her daim ısık OLup; bizi Farkinda OLdurmaya calisiyorsunuz.
    Allah kaleminizden cikan tum kelimeleri sizle birlikte AN be AN yasamayi bize nasip etti.Ruhumuz derinliklerinde hissettik ve titredik.
    Cok tesekkurler
    Sevgi ve Saygilarimla

  10. Belma yavuz // 22 Nisan 2017 at 02:20 // Cevapla

    Çok sansli oldugumu düşünüyorum nerden.nereye geldik nasıl bir yolculuğa çıkmışız bilmeden andaolmayi bukadar dikkati kesen farkındalık olayını budenli hissedebileceğimi hicsanmiyorken benden başka birben daaha varmis hayatımda yapmis olduğum En güzel hareketti eğitime katılmak bide şansa mali durumlarımız sikintidayken tonla sıkıntı varken hic bibeklenti olmaksizin cagirisiniz omrum gecsede unutmicam borç elbette ödenir mühim olan ihtiyacı olana arayışta olana alması gereken.bilgi ve donanımı bahsetmeniz çok değerli sevgili Bayram hocam Allahım sizesaglikliomuler versin eğitime yeni başladık daha birinci sınıfta olduğumu mezuniyete kadar yani Ol ma yolunda ilerleyene kadar beraberiz inşallah sizinle tanışma ma vesile olanlardan Allahım milyon.kere razı olsun sizin için herdaim dua edicem bu ellerim her semaya kalkınca size sevdiklerinize olmuslerinize dua edicem mevlam kabul edilenlerden eylesin sizi çok seviyorum demet abla senide çok seviyorum ruhutemiz kendi bi okadar cici insan

  11. Arzu Akaslan // 22 Nisan 2017 at 08:32 // Cevapla

    Hocam yazi muhtesem olmus.Okuyunca sank kalbime birseyler dokundu.Bir idrak acildi.Nefis,ego,zihin uclusunun beni Rabbime olan kullugumu engellediklerini farkettim.Bunlarla bunca sene bosa ugrasip ayni yerde saymisim.Farketmemisim olani.O varmis sadece O.O nun varligi birligi.Demisimde Lailahe İllallah aslinda BEN dememisim.Bilerek idrak ederek dememisim.Allaha sukur Rabbim dedirtmis.Ama i
    kalpten butun hucrelwrimle hissederek anca bu sabah demisim.Gece boyu yaziyi okuyup tesirlenmisi.de Allah idrakimi acmista demisim.Onun varliginda BEN yok olmasi gerektigini anlamisim.HU yu anlamisim.Osmanlilar zamaninda susu sesi ve degirmen sesi dinletirlermis hastalara.Cunki hastalarin HUZUR buldugunu tesbit etmisler.Sular akarken Huu diye zikredermus.Ya Huuu.Cok saskin cok mutluyum.Hocam bu yaziyla sukretmeyi unuttugumu

  12. Arzu Akaslan // 22 Nisan 2017 at 08:45 // Cevapla

    Farkettim.Vicdanimi sorguladim.Gecmise dondum.Nekadar tevazuluyum nekadar merhametliyim.Huzura kabule hazirmiyim diye.Cok manalar acildi ufkumda.Yazi icin cook tesekkur ederim.Bizi aydinlattiniz.Her zaman bana derdiniz Farki Fark et diye.Farki farkettim insallh hocam

  13. Sevgili hocam bu yaziniz icin once tesekkur etmek istiyorum…sanirim en az bes kere falan okudum her okudugumda farkli bir noktada kendimi buldum.Yazinizin ertesi gunu kendime vakit ayirip en az 20 dak hay ve huuu cekip bedenimdeki degisimleri kontrol ettim.Farkli titresimler ve duygusallik hat safhadaydi,zihin kontrolumude yaparak ibadetlerime kaldigim yerden devam ettim.Bizler icin her gece calisma yaptiginizi bizlere emek verdiginizi biliyor ve sizi seviyoruz hocam

  14. Gerçekte kim olduğunuzu bildiğinizde, Anda samimi olarak içinizde derinlerde farkında olan, gözlemleyen olduğunuzu hissettiğinizde sevgili hocamızın yazısındaki Hû Zuhur ediyor. Bu Anı hiç kaybetmemek üzere, Şifa olsun inşaAllah.

  15. Mehmet Lüleci // 23 Nisan 2017 at 04:25 // Cevapla

    Dediki;Benim Adım Huzur.yazınızı okudukça hele okumakta olduğum İbn ül Cevziyye bin Nefis Terbiyesi ile Prof.Dr.Siz el-Karni bin Üzülme (Üzüntüyü Bırak-Mutlu Olmaya Bak adlı eserleri bir cümle ile özetleyin,bundan ne anladınız diye soracak oldunuz;Allah a iman ,Kur an ve sünnet,e ittiba ederek ancak beş kardeşlik Hu zurun elde edilebileceğini sizin zarif ve bir o kadar anlaşılır sunumunuzla örtüştüğünü görmek,bu Hu zuru yakalamış insanın can ı olmak ile ne kadar gurur duysak azdır.Sizi seviyoruz.Rabbim sizide bizide Hu zurumuzu artıracak işler yapmaya muvaffak eylesin.Hu zur veren yazılarınızın devamını bekliyoruz.

  16. Merhaba sevgili dostlarım,
    Son yazdığımız … DEDİ Kİ, BENİM ADIM HUZUR… başlıklı yazımıza gösterdiğiniz ilgi ve yüksek duyarlılık ve farkındalık için hepinize teşekkür ediyorum. Bu yazı ile ilgili sorularınızı cevaplandırmadan, konunun daha da derinine gitmeden önce çok ince ve önemli bir ayrıntıyı da özellikle belirtmem gerekiyor. Bu ince ve önemli ayrıntı, bize yeni katılan sevgili dostlarımızın ve bazı kardeşlerimizin yazımızdan hiçbir şey anlamadıklarını beyanla kendilerini biraz geride veya yetersiz gördüklerini ifade etmekteler. Sevgili kardeşlerim lütfen böyle düşünmeyin, Allah’ın izni ile sizler hepiniz bu farkındalığa sahipsiniz. Belki bizim üslubumuz veya tarzımız size yetersiz veya uygun değildir inşallah bu yazılar devam ettikçe bir birimizi daha iyi anlayacağız. Bu konu ile alakalı birkaç hususu da kısaca belirtmemde fayda olacağını umuyorum. Bunlardan birincisi tasavvufun kendine özgü çok güzel ve hoş bir literatürü olması, ikincisi maalesef VARLIK BİLİNCİ konusunda bizim bilincimiz ve bilinçaltımız hep analitik ve materyal bilgilere programlı olduğundan kuantum ve tasavvuf farkındalığına kör ve sağırız. Hal böyle olunca aslında çok basit ve çok kolay olan bu farkındalığı göremiyor, duyamıyoruz. Bu husus çok ayrı ve özel bir konu ve inşallah bu ”derin projenin/programın” da ne olup olmadığını konuşuruz. Bu algı yanılmasının bir diğer sebebi de asıl yazıda vurguladığımız, üzerine gittiğimiz ve maalesef tam olarak ne kadar olumsuz ve tehlikeli bir etkisi olduğunu bilemediğimiz (Zihin, ego ve nefs) üçlü imparatorunun bilincimizi hatta bilinçaltımızı provoke ederek bu farkındalığa ulaşmamızı engellemesidir. Kısaca bunlara değindikten sonra şimdi bu konu ile alakalı soruları yanıtlamaya çalışayım.
    Sevgili canlar, yazıyı çok uzatmamak için isimlerden bahsetmeden, genel olarak sizin hissiyatlarınıza tercüman olacak, sorduğunuz veya soramadığınız soruların tamamına cevap olacak şekilde genel bir açıklama/cevaplama yapmak istiyorum. Rabbimize hamd olsun ki çoğunuz Sıfır Noktası Enerjisi Matrix’e ulaşmış, çok özel ve çok değerli kardeşlerimizsiniz. Her zaman özellikle ifade ettiğimiz gibi bu ışık “bizce” ahir zamanda insanoğluna rabbimizin rahman ve rahim katından sunulmuş en yüksek FARKINDALIK. Oysa bizler bilerek veya bilmeyerek özellikle bu farkındalığın 12 dilimlik pastasından sadece ŞİFA dilimine talibiz. Diğer on bir dilimin/portalin farkında bile olmuyoruz. Çünkü doğal olarak buna “şifa dilimine” çok ihtiyaç var ve yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı bizler diğer alanları göremiyor, duyamıyoruz. Bizimde/benimde derdim tamda bu. Elimden geldiğince, ömrüm oldukça diğer dilimleri-portalleri sizlere göstermek/duyurmak… Bunlardan biride yazımıza konu olan tasavvuf/kuantum farkındalığı.
    Değerli kardeşlerim hemen hemen her yazımızda, sohbetimizde, eğitimimizde, seminer ve konferanslarımızda özellikle üstüne basa basa, “bazılarının canının acımasına” bile sebep olacak şekilde üzerinde durduğumuz bir hususu burada yeniden ve özellikle belirtmek istiyorum. Bizler tasavvuf dedikçe maalesef bu konuda yüzyıllardır oluşturulmuş bir “algı yanılması” ile taassup algılanıyor. Oysa bunlar bir birine tamamen zıt ve akla kara gibi ayrı konular. Bizler tasavvufu ve gerçek mutasavvıfları bilemediğimiz ve “ustaca kurulmuş bir algı sekmesi” ile, onları günümüzdeki din tacirleri ile bir tutuyoruz. Oysa bizim büyük bir hayranlıkla hala anlamaya, öğrenmeye çalıştığımız Muhyiddin İbnül Arabi’ yi dünyanın tüm düşünürleri, fikir adamları, felsefecileri kısacası gerçek aydınları bizden daha iyi biliyor ona Dr. Maksimus unvanını veriyorlar.
    Sevgili dostlarım maalesef istemeyerek yine konu çok uzadı. Hemen sorularınızın cevabını vermeye devem edeyim. Yazımızda bildiğiniz gibi ben kendi içsel yolculuğumdan/hesaplaşmamdan bahsederek, gerçekten kendi nefsimi hem kendimin hem de sizlerin ayaklarının altına atıverdim. Ona acımadım, acımayacağım. Ve onun üzerinden sizlere hepinize dersler çıkarmanız için tasavvuf edibince ve literatürü ile göndermeler yaptım. O yazı bizim bundan sonraki yol haritamızda bir pusula olacak. VARLIĞIN BİRLİĞİNİ idrak edebilmek için nereden başlamamız ve nereye ulaşmamız gerektiğini göreceğiz. O çok değerli beş kardeşi gerçekten ruhumuza yoldaş yapabilmek ve o doyumsuz manevi HÛ ZUHUR u “her daim” ruhumuzda hissedebilmek, onun morfik boyutunda kalabilmek için “O” nun her şey, her şeyin “O” olduğunu o malum üçlü imparatorlarımıza kabul ettirmek yegâne gayemiz olacaktır. Bundan sonra benim/bizim bu konu ile ilgili çok daha fazla çalışmamız/yazmamız/konuşmamız ve eğitimler vermemiz gerektiği bize emredildi. Zira biz durunca onlar(!) harekete geçiyor ve bizim evlatlarımıza gözlerini dikiyorlar.
    Sevgili canlar, şimdilik bu kadar, sorularınız istikametinde bir OKYANUS YOLCULUĞUNA çıkabiliriz.
    Sevgi, huzur ve ışıkla…

  17. “Yazımızda bildiğiniz gibi ben kendi içsel yolculuğumdan/hesaplaşmamdan bahsederek, gerçekten kendi nefsimi hem kendimin hem de sizlerin ayaklarının altına atıverdim.”
    büyük bir adanmışlıkla yazdığınız bu satırlar, hayatımızda en önemli yerini aldı. Geriye kalan 11 öğretiyi öğrenirken ufkun ne kadar büyük, kalbimizin ne kadar geniş, duygularımızın ne kadar yoğun ve düşüncelerimizin ne kadar berrak olacağını hayal ediyorum. vede inanıyorum ki!.. Aynı ve daha yoğun bu duyguları yaşattığınız için teşekkür ederim.

  18. Merhaba Sevgili dostlarım,
    Bu günkü yazımız çok geniş kapsamlı ve detaylı konuları kapsadığı için oldukça uzadı. Sizleri yoruyorum farkındayım. Lütfen hakkınızı helal edin ve yazılarımızı zorlansanız da okuyun.
    İlk yazılarımızda ifade etmeye çalıştığımız Hû zuhur’un “Huzur’un” sinemizde(!) daim olarak kalıp titreşmesi ve tüm hücrelerimizi rezone ederek morfik alanımızı güçlendirmesi ve böylece acı çeken dünyamızın ve tüm evrenin rezonansına olumlu katkıda bulunabilmemiz için FARKINDA OL mamız gereken hususları biraz lirik bir üslupla sizlere sunmaya çalıştım. Şimdi ise yazıyı çok uzatmadan sorulan sorular istikametinde bu farkındalığın “SIFIR NOKTASI ENERJİSİ MATRİX” le Huzurda olmanın bağlantısı var mı? Deniliyor ya… İşte bu soru çok önemli. Bende dilimin döndüğünce bunu izah etmeye çalışacağım.
    Eğitimlerden hatırlarsanız, bizim kanal olduğumuz İLAHİ FARKINDALIK tamamen SIFIR NOKTASINA bağlı ve tek kaynak. Bu kaynağa ulaşmanın ve o kaynağın SONSUZ VE SINIRSIZ güzelliklerinden (Ki.. şifa bunlardan çok küçük bir parça) faydalanmak için kesinlikle KUTSAL KALBE inmek gerekiyor… Hatırlayın. Kutsal kalbimizde BÜTÜNÜN EN YÜKSEK HAYIRINA TERTEMİZ BİR NİYET olması gerekiyor. Ve o NİYETİN hiçbir şüpheye, tereddütte mahal vermeden SALIVERMEK, böylece her şeyin sahibine koşulsuz ve beklentisiz bir şekilde teslim etmek ve teslim olmak gerekiyor. İşte Huzur’un tamda bu ortamda dört kardeşi ile birlikte zuhur ettiğini ifade etmeye çalışıyoruz. Kısacası Huzur ancak sıfır noktasında zuhur ediyor ve HER ŞEY tamda orada HİÇBİR ŞEY OL uyor. İşte tam burada tasavvuf penceresinden baktığımızda karşımızda, 750-800 yıl önce düşüncenin HERŞEY Olduğunu, Her şeyin düşüncenin ürünü olduğunu bütün bunlarında her şeyin sahibince insanlara verilmiş bir armağan olduğunu gören, bilen ve duyan Hz. Mevlana’yı, aşkın sultanı Tebrizli Şemsettin’ i (şems), daha mikropların ve mikroskopun hayali bile bilinmezken hüvveleri ( atomları) bilen, her şeyin enerjiden ibaret olduğunu fark eden Şeyhül Ekber İbnül Arabi koşup geliyor… Her biri bir yerden ben buradayım…. Sorun, soruların en ağırını, bilinmezini sorun diye…
    Sevgi, huzur ve ışıkla…

Yorum Yap veya Soru Sor

e-mail adres will not be published.


*